Ana sayfa  Annelik  Elsanatları  Haberler  Magazin Dünya  Magazin Türkiye  Moda  Ressamlar  Seramik

Tiyatro Sinema  Yazılar  Yemekler  Send Twitter  Twitter'da biz  Facebook'da biz  Pinterest'de biz

 

 
Annelik: Anne çocuk yazıları
DMCA.com

 

Mahremiyet alanlarına saygı göstermek ve çocuklarımıza 'hayır' diyebilmeyi öğretmek

Yazan: Banu Conker, GrafikSaati Kadınlar Kulübü
Banu Conker'in tüm grafiksaati yazıları

Banu Conker grafiksaati kadınlar kulübü

Yazan: Banu Conker

DMCA.com

Biz, mıncıklamayı ve dokunmayı seven bir milletiz. Örneğin müzeye gideriz ve o taş heykellere dokunmadan, elimizin altında resimlerdeki boya kabartılarını hissetmeden geçemeyiz. Sanki sadece baktığımızda anlayamıyoruzdur. Dokunmak bize, farklı bir bilgi verirmiş gibi davranırız.

Hatırlıyorum da bir zamanlar ekmeği de sürekli elleyerek alırdık. Sonra teknoloji ilerledi, biraz bilinçlendik. Artık poşetli ekmekleri alıyoruz ya da ellemeden alıyoruz.

Benim dikkatimi çeken şey şu, çocukları da çok fazla elliyoruz. Hatta bebekleri gerçekten mıncıklıyoruz. Fotoğraflarına baktığımızda bile, şöyle diyebiliyoruz: ‘Off, şimdi ne güzel mıncıklanır bu!’
Grafik Saati kadınlar klubü
Peki, biz böyle istiyoruz, seviyoruz da, bakalım bu bebeğin ya da çocuğun hoşuna gidecek mi?
GrafikSaati kültür sanat ve kadın dergisi
Hepimizin kendine ait alanları vardır. Bu kişiye göre değişken olarak bedeninden başlayarak, çevresine doğru ilerler. Örneğin anne babamızın bedenimize yaklaşabileceği kadar bir alana sokaktan geçen bir adamın yaklaşma mesafesi aynı değildir. Aynı şekilde çok sevdiğimiz bir arkadaşımızla çok samimi olmadığımız bir tanıdığımızın bize yaklaşma mesafesi de aynı değildir. Örneğin ben, hiçbir zaman yeni tanıştığım bir insanın yanaklarına uzanıp öpmem ya da ortada hiçbir neden yokken sarılmam.
GrafikSaati kültür sanat ve kadın dergisi
Ama ne hikmetse, yapmadığımız her şeyi bebeklere ve çocuklara yapabileceğimizin izni olduğunu düşünürüz. İlk defa gördüğümüz arkadaşımızın bebeğini kucağımıza alarak çıplak bacaklarını öpebilir, okşayabiliriz. Bundan daha doğal(!) ne olabilir?
GrafikSaati kültür sanat ve kadın dergisi
Ben bunu doğal bulmuyorum. Bebek de olsa, çocuk da olsa, konuşamasa da onun hakları var ve bizim onun haklarını ihlal etme hakkımız yok. Kim verdi bize bu hakkı? Sadece eskiden beri gelen kalıpları aynen kopyalayarak sürdürüyoruz, ama artık bunu değiştirmenin zamanı geldi.
Bu neden bu kadar önemli? Bir bebeği kucağımıza alıp mıncıklasak ne olur? İlk defa gördüğümüz bir çocuğun yanağını okşasak, o bizi istemese de sarılıp öpsek ne olur?
Taciz olur, t*cavüz olur.
GrafikSaati kültür sanat ve kadın dergisi
Neden şaşırdınız? Hadi canım, Tacizle, t*cavüzle ne ilgisi var mı diyorsunuz?
İzin almadan yaptığımız her şey karşı taraf için bir t*cavüzdür. Evimize giren hırsız hanemize t*cavüz etmiştir. Evine hırsız girenlere sorun, aslında alınan maddi şeyden daha çok psikolojisi etkilemiştir insanları, çünkü alanlarına girilmiştir, mahremlerine girilmiştir. Düşünün, onlar evde yokken olmuş bir olay psikolojik olarak bu kadar etkiliyorsa, bir bedene izinsiz değen el ya da dudak neler yapabilir psikoloji üzerinde?
Biz anneler çocuklarımızı her türlü kötülükten sakınmaya çalışıyoruz. Düşmelerinden, başlarına bir kaza gelmesinden korkuyoruz. Konu Taciz ya da t*cavüz olunca da çok korkuyoruz, ama sadece dua ediyoruz, ‘Allah karşılarına iyi insanlar çıkartsın’ diye. Yapabileceğimiz bir şey daha var. Onlara özel alanlarına kimseyi sokmamalarını, buna ‘hayır’ demenin kötü bir şey olmadığını öğretebiliriz.
GrafikSaati kültür sanat ve kadın dergisi
Kızım dört yaşındayken yavaş yavaş ona özel alanlarını öğretmeye başladım. Bütün bedeni özeldi, ama bazı yerlerini sadece annesine gösterebilirdi, ama başkalarının dokunmasını istemiyorsa bunu açıkça söylemeli ve ‘hayır’ demeliydi. Bir gün alışveriş merkezinde dolaşırken adamın biri kızımın başını okşadı. Kızım bana dönüp, ‘başıma dokunmasını istemiyorum’ dedi. Ben de ona ‘bunu söylemesinin iyi bir şey olduğunu, izin vermek zorunda olmadığını’ söyledim ve o adam bizi duydu. Ben ayrıca adama dönüp, hiçbir şey söylemedim, gerek kalmamıştı.
GrafikSaati kültür sanat ve kadın dergisi
Bunu çocuklarımıza öğrettiğimiz takdirde dokunulduklarında ve rahatsız olduklarında kendi tepkilerini koyacaklardır, bu onları t*cavüzden korumak için yeterli olmasa bile, birtakım tehlikelerin artmasından koruyacaktır.
Bizim kuşağımız böyle büyütülmedi. Çocukların konuşma hakkı yoktu, kaldı ki istemedikleri bir şey için ‘hayır’ desinler. Bir büyükleri okşamak istediklerinde okşanmaya ‘hayır’ demek aklımızın ucundan bile geçmezdi. Zaten annelerimiz değil miydi, eve gelen misafirleri öpmemizi teşvik eden?
Ben lisedeydim. Okulun köşesindeki gazete bayiinden dergiler alırdık. Orada da ak saçlı bir amca vardı, neredeyse dedemiz yaşında. Adamla güler yüzle sohbet ederdik. Bir süre sonra bizi öpmeye başladı. Ben bu öpücüklerden hiç hoşlanmazdım, ama bir şey de demezdim. Hoşuma gitmiyordu, ama adamın kötü bir niyeti olamazdı ya. Çok sonra bir sınıf arkadaşımla konuştuğumda, onun da bundan hoşlanmadığını öğrendim. Sonra bir daha oradan bir şey almadık, yanına gitmeden selam verip hızla uzaklaştık. Eğer annelerimiz bize özel alanımıza herkesi sokmak zorunda olmadığımızı öğretseydi, belki de iç sesimize daha çok güvenecek, hoşlanmadığımız ilk öpücükten sonra tepkimizi koyabilecektik.
GrafikSaati kültür sanat ve kadın dergisi
Toplum kurallarının iç sesimizi bastırmasına izin verirsek, hoşlanmadığımız şeylere davetiye çıkartabiliyoruz.
Bütün bunları yazdığım zaman t*cavüze uğramanın sadece bir kişinin elinde olduğu düşünülmesin. t*cavüz zorla yapılan bir eylemdir ve bizim davetiye çıkartmamıza gerek yoktur. Çocuklarımıza kendilerini istemedikleri dokunmalardan korurken başkalarının hakkına t*cavüz etmemeyi de öğretmemiz gerekli. Bu iki tarafı da koruyan bir yöntem olacaktır. Kuyruk sallamayan köpeğin arkasından gidilmez diye bir laf vardır. t*cavüze uğrayan kişinin karşısındakini baştan çıkardığı, buna zemin hazırladığı ima edilir. Tekrarlıyorum, t*cavüz zorla yapılan bir eylemdir. Her ne kadar baştan çıkarma da olsa, kişi istemediği takdirde bu, eyleme dönüşmemelidir. Biz annelere burada da bir görev düşüyor; ‘İçimizdeki kadına’ bunu öğretmek. Öncelikle biz, toplumun yüzyıllardır genlerimize yerleştirdiği, içimizdeki ‘kuyruksallayan köpek’ kavramını kıracağız ki; ‘t*cavüze uğrayan kadın’ hakkında ‘o da orada gezmeseydi, o şekilde giyinmeseydi, o saatte ne işi vardı dışarıda’ gibi yorumlar aklımıza bile gelmeyecek ki t*cavüzün gerçekten ne olduğunu anlayabilelim.
GrafikSaati kültür sanat ve kadın dergisi

Gezi Parkı olayları bu konuyu da gündeme getirdi. Tutuklanan kadın göstericiler hiç kimsenin hak etmeyeceği aşağılamalara hatta kimi zaman Tacizlere maruz kalmışlar. Bu hak tabii ki, yapanlara verilmiyor. Ancak bu tür davranışları yapanların da buna cüret edememesini sağlayacak toplumsal tepkinin verilebilmesi de gerekiyor. Her şeyden önce bu tür hareketleri yapan insanları büyüten annelerin en baştan kişisel mahremiyet alanlarını çocuklarına öğretmiş olmaları gerekiyor ki büyüdüklerinde başkalarının mahremiyetine saygı göstermemek gibi bir hakları olduğunu sanmasınlar. O yüzden öncelikle kendimizi eğitelim, çevremize örnek olalım, çocuklarımıza örnek olalım, anlatalım ve doğruları örneklerle gösterelim. Kısaca bu insanlık suçuna ortak olmayalım.

Banu Conker

Banu Conker'in tüm GrafikSaati yazıları

Banu Conker'in kişisel gelişim yazıları

Banu Conker GrafikSaati annelik yazıları

Banu Conker'in diğer GrafikSaati yazıları

Banu Conker'in kişisel blogu:

http://bitutamtuz.com

Banu Conker'in ben onu tuz kadar sevdim isimli kitabının facebook sayfası

Diğer annelik yazıları

Editör: Belgin Elçioğlu
Mail: belgininvictus1968[at]gmail.com

 

 
Copyright: Her hakkı saklıdır  | grafiksaati.org[at]gmail.com  |  gizlilik politikası